Neyi bekliyoruz?

Bir şekilde birçok düş kurarız, küçük ya da büyük, imkânsız ya da basit, pahalı ya da değersiz, unutulmaz ya da etkileyici, uzak ya da kısa bir süre için. Kendimizi mutlu etmek için veya bir başkasını mutlu etmek için planlar yaparız, kendimize sözler veririz. Sonuçları çoğu zaman istediğimiz gibi olur ya da olmaz ama emin olalım yaşamımız süresince düşlerimizin çoğunu gerçekleştiririz.

Peki ya gerçekleştiremediklerimiz, ikinci plana attıklarımız, fırsatını bulamadıklarımız veya sadece hayalini kurmakla yetindiklerimiz. Hemen hemen herkes şu ifadeyi kullanmıştır; “Bir fırsatını bulsam şunu yapacağım, bunu yapacağım” vs. ya da şöyle bir ifade: “İleride öyle bir noktaya geleceğim ki…” Tabii buna benzer nice sözler, laflar. Bu hayaller büyük bir oranla aynı noktada kesişirler ya çok ulaşılmazdır ya da hemen pes ettirecek kadar zordur belki de gerçekten imkansızdır. Peki bu düşleri ulaşılmaz yapan nedir? Bir insan için zorluğun sınırları nasıl aşılır? İmkansızı başarmak ne anlama gelir?

Belki de ulaşılmaz olan kendimizizdir, zorluğun sınırındayızdır ya da imkânsız olmak bizim koyduğumuz bir engeldir. Bunu daha önce yapılmış bir deneyle kanıtlamaya çalışalım: Yapılacak deney için duvarları beyaz boş bir odanın ortasına bir masa konuluyor ve üzerine içinde ceviz bulunan ve masaya sabitlenmiş küçük çaplı bir boru konuluyor. Odanın köşesine de bir masa konuluyor ve bu masanın üzerine içi su dolu bir sürahi ve bir de vazo konuluyor. Deney için farklı yaşta ve cinsiyette on insan ve bir de maymun kullanılıyor. Seçilen insanlardan, şişenin içindeki cevizi çıkarmaları isteniyor. Önce bir çocuk giriyor, borunun etrafına bakıyor, vuruyor ama sonunda pes ediyor. Daha sonra yetişkin biri giriyor o da benzer çabaları yapıyor, yere sabitlenmiş masayı çevirmeyi bile deniyor. Sonra bir başkası ve bir başkası daha. Birisi içine üflemeyi deniyor ama en sonunda hepsi de pes ediyor. Son olarak maymunu sokuyorlar odaya. Daha önce deneyenler dahil herkes merakla ne yapacağını izliyorlar çünkü olan bitenin bilgisinde değil. Maymun odaya girdiğinde, etrafı dolaşıyor, bir süre sonra cevizin farkına varıyor, dilini borunun içine sokmayı deniyor, sonra kırmayı deniyor, sinirleniyor ve odayı turluyor. En sonunda arka masadaki sürahiyi kaptığı gibi borunun yanına geliyor ve suyu boruya boşaltıyor. Ceviz suyla beraber yükseliyor ve sonra bizim maymun afiyetle yiyor.

Bu deney bir şekilde, hayalini kurduklarımızın ya da yapmayı planladıklarımızın karşısındaki engelleri nasıl aşacağımızı bize gösterebilir. İstediğimiz bir şeyi ulaşılmaz yapan ve bir şekilde onu gerçekleştirme fırsatını bulacak olan yine kendimizden başkası olamaz. O halde hâlâ neyi bekliyoruz? İhtiyacımız olan tek şey biraz ilham ve kendimize güvenmek. Küçük Prens’in yazarı da böyle bir yolu izlemiş olmalı yoksa şöyle bir söz söylemezdi:

“Bir adamı kurtaran bir adım atmaktır. Sonra bir adım daha.


20 Mart 2018

Nedim Samuel