Raftaki Başka Bir Kitap

Eski çağlardan günümüze kadar bir yapı inşa etmek için tuğlalardan yararlandık. Bu tuğlaların belli bir kalıba uygun olarak üretilmesi, yapının daha hızlı yapılmasını sağlıyordu. Günümüzde farklı boyut ve şekilde tuğla kalıpları olsa da genel prensip aynıdır: Birbirinin aynı olan tuğlaları üst üste ve yan yana dizerek bir yapı inşa etmek.

Her ne kadar bu tuğlalar bir bina inşa etmek için uygun olsalar da bunları bir toplum inşa etmek için kullanmak söz konusu değildir. Duvar inşa etmek için kullandığımız birçok alet vardır. İdeal bir toplum yaratmak için de birçok araç söz konusudur. Eğitim bunların en önemlisidir. Eğitim kelimesinin anlamı özünde, bir bireyin, ailenin ya da devletin istediği koşullarca yetiştirilmesidir. Bundan dolayı birçok millet, kendi sistemlerini yaratırlar ve bu sistemleri kendi kural ve göreneklerine göre şekillendirirler. Bu sistem daha sonra soyut anlamda bir tuğla kalıbı şekline bürünür. Yetiştirilen her birey ise oluşturulan binanın bir tuğlası olurlar. Dışarıdan gözlemlendiğinde çok sağlam bir toplum gibi gözükebilir fakat bireyler arasındaki farklılıkları görmek zordur. Neredeyse herkes, farkında olmadan, aynı hayatı yaşamaktadır. Aynı haberlere üzülürler, aynı düşünceleri paylaşırlar, bir sürü ortak yönleri vardır. Ama böyle bir toplumda, gelecek yeni nesli oluşturacak bireyler sıradanlaşırlar. Bu durumun temeli, kalıplaştırılan eğitim yüzündendir. Tekdüze ve despot bir eğitim bireyleri birbirine benzetir ve ileride toplumu olumsuz etkiler. Herbert Spencer eğitim üzerine şöyle diyor:

“Eğitimin en büyük amacı bilgi değil, harekettir.” [1]

Çocukluktan itibaren özgür ve araştırmacı bireyler yetiştirmeyi hedefleyen eğitim anlayışını benimsemek farklılıkları çoğaltacaktır. Farklı düşünen beyinler ise toplumu ileriye götürecek hareketi yapacak öncüler olacaklardır.

Çoğumuz Pink Floyd’un Another Brick In The Wall[2] adlı parçasını işitmişizdir. Bu parça despot eğitim anlayışını protesto eden bir çalışmadır. Burada öğrenciler, sanayiye benzetilen okula girerler ve çıkarlarken, hepsi sanki bir kalıba girmişçesine, aynıdırlar. Oysa farklılıkları öne çıkaran bir sistemde, her bireyi, kütüphanedeki kitaplara benzetebiliriz. Bu kitapların kimi incedir, kimi kalın; kimi ciltlidir, kimi değildir; uzunlukları farklıdır, hatta aynı bile olsalar, aynı basım olmadıkları sürece, kapakları bile farklıdır. Aynı baskı olsa bile, bazısı diğerlerine göre daha eskimiş olabilir. Yani her türlü farklılık bulunabilir. Peki, bir duvardaki tuğlalara bakan insan bu tuğlalar arasında ne kadar fark bulabilir? Yirmi tuğla varsa, yirmi farklı fikir edinmez. Ama bir rafta yirmi farklı kitaptan yirmi farklı deneyim kazanırız.

İleride varlıklarını sürdürmek isteyen toplumlar, eğitim anlayışlarını yeniden yapılandırmaları gerekmektedir. Yüksek duvarlar örmeyi bırakmaları ve farklılıkların farkına vararak rafları doldurmaya başlamalılar. Bireylerin gelişimi, toplumları; toplumların gelişimi ise tüm dünyayı etkiler ve amaç küresel bir insan medeniyeti kurmaksa işe bireylerin gelişiminden başlanmalıdır.


[1] Daha fazla bilgi için ünlü sosyolog Herbert Spencer’ın, orijinal adı “Education” olan “Zihin, Ahlak ve Beden Eğitimi” adlı kitabını okuyabilirsiniz.

[2] Duvardaki başka bir tuğla, Pink Floyd müzik grubunun ünlü parçası.


15 Mayıs 2018

Nedim Samuel