Bir mobilya ne kadar anlamlı olabilir?

Nesneler hafızada şekillenen resimlere göre adlandırılırlar. Güzel bir nesnenin güzel bir ada sahip olması gerekir. Güzel bir ada sahip olan nesne anlamsal derinlikler de barındırır aynı zamanda. Gaston Bachelard Mekânın Poetikası adlı eserinde[1] yer alan Çekmeceler, Dolaplar ve Kasalar adlı yazısında “güzel sözcüğe, güzel bir nesneyi adlandırmak yaraşır” der. Bu yazıdaki -görünürde farklı ama içerik olarak benzer- çekmece, dolap ve kasa mobilyalarını ele aldığımız zaman, bu üçünün de derin anlamlara sahip olabileceğini görürüz.

Günlük konuşma dilinde sözcükler kendi işlevsel anlamlarını yansıtırlar. Bir çekmece, standart bir çekmeceden başka bir şey değildir veya bir dolap yalnızca bir dolaptır. Her ne kadar çekmece ve dolap kadar sık karşılaşmasak da bir kasa, işlevi nihayetinde bir şeyleri gizlemek için vardır. Yalnızca şairler bu tür sıradan nesnelere derin anlamlar yükleyebilirler. Görünenin aksine, şair bu nesnelere farklı metaforlar katar. Örneğin Bergson bir çekmeceden bahsettiğinde bu sözcük gündelik olarak kullanılan bir eşya olmaktan çıkıp daima tartışmalı bir metafor olarak var olur.

Bu metafor örneğin bilgileri sınıflandıran bir çekmece metaforu olarak ortaya çıkar. Deneyimlerimiz ve edindiğimiz bilgiler hafızamızda bu çekmecelerde yer edinirler. Böylece çekmeceler gerçekte olduğu gibi birçok karmaşık bilgi ve tecrübeyle doldurulurlar. Bu durumu anı kutularıyla kıyaslayabiliriz. Öte yandan Bergson, bir çekmece metaforunu felsefi ve bilimsel açıdan incelediğinde hafızanın bu tür bir yapılanmaya sahip olamayacağını belirtir. Dolayısıyla çekmecenin içinde gelişigüzel yığılmış hatıralar söz konusu olamaz, asıl sorun çekmecenin bir hafızasının olup olamayacağıdır.

Burada söz konusu olan, metafor ve imge arasındaki ilişki. “Metafor yalancı bir imgedir, çünkü sözlü düş kurma içinde oluşmuş ifade üretici bir imgenin içerdiği doğrudan bilgeliğe sahip değildir.” Çekmeceleri olan bir mobilya hafızayı temsil eder. Hafıza kitaplığı metaforunda olduğu gibi, mobilyadaki her çekmece anıların ve bilgilerin düzenli bir şekilde saklanması işlevini görüyor. Kitaplıktaki her kitap da bir çekmece gibidir ve düzenli sıralanmışlardır, her kitap anılarla doludur. Kitaplıktan ziyade bir çekmece daha sıradan bir imgelem ortaya koyar. Çünkü, Bachelard’ın da dediği gibi bir çekmece aslında ulu ortada duran bir mobilyadır ve bir hizmetçinin “içlerine hardal, tuz, kahve, bezelye ve mercimek yerleştirmiş olduğunu görürüz. Kafamızın içinde tasarladığımız mobilya, bir erzak dolabına dönüşmüştür”.

Bu çekmece metaforu kafamızın içinde hatıralarımızı sakladığımız bir imge olarak var olsa da herkes bu çekmecelere erişebilir, hatta onları karıştırabilir. Üstelik içine farklı ve karmaşık anılar yerleştirebilirler. “Her şey bir yana burada belki de bir “sahip olma felsefesi”yle karşı karşıyayız.” Gerçek bir odada bir çekmece hayal edin. Bu çekmece evin içinde bulunan herkesin ortak kullandığı bir mobilyadır. Çekmece metaforunu ise imgelerin saklandığı bir önbellek olarak varsayabiliriz.

Öyleyse uzun bellekte saklamak istediğimiz bir anıyı nereye saklarız? Neredeyse hepimizin evinde mevsimlik eşyalarımızı sakladığımız dolaplar vardır. Yazıda belirtilen diğer mobilya ise bir dolaptır. Genel olarak bir çekmeceden daha derin bir görünüme sahiptir. Bachelard dolabı şu şekilde tanımlıyor: “Dolabın iç mekânı, bir içtenlik mekânı, her önüne gelene açılmayan bir mekândır.”

Çekmecelerde bir dağınıklık söz konusuydu. Ancak bu durumu bir dolapta görmek genel olarak imkansızdır çünkü her zaman kullanılan bir eşya değildir. Bu nedenle dolabın içindeki anılar uyum içinde sıralanmışlardır. Çoğu dolap kapakları çekmeceler gibi kilitlenebilir bir mekanizmaya sahip değiller ama aynı zamanda çekmeceler gibi her gün açılıp kapanmazlar da. Gerçekte dolapların farklı farklı olduğunu söyleyebilirsiniz. Bu yüzden her zaman düzenli anılarla doldurulamayacağını da iddia edeceksiniz. Felsefi bir eleştiri yönelteceksiniz. “Sözcükler buyurgandır. Bir dolabın içine ancak sefil ruhlu biri rasgele bir şey tıkıştırabilir. Rasgele bir mobilyanın içine, rasgele bir şeyi rasgele koymak, ikamet işlevinde insanın önemli bir eksikliği olduğuna işaret eder.” Ancak bir şairin ruhu söz konusu olduğunda metafor değişir. İmgeler mantıksal düşüncelerden daha baskın duruma gelirler. Bellek bu nedenle bir dolabın imgesini taşıyabilir.

Çekmeceyi açtığınız gibi bir dolap kapağını kolayca açamazsınız. Çekmecenin içini kurcaladığınız gibi bir dolabın içini kolayca kurcalayamazsınız. Çoğu zaman bunun olmasını hiç istemeyiz. “Nesnelere gerekli dostlukla yaklaştığımızda, dolap kapağını içimizde bir ürperti duymadan açamayız.” Çünkü dolap (hayali anlamda) bir kara delik gibidir. Açtığımız zaman sanki içindeki her şey üzerimize yıkılacakmış gibi bir hisse kapılırız. Dolaplar bize bir düzeni hatırlatsa da dayanamayacağımız yükler taşırlar. Bir çekmece gibi ters çevirip içini boşaltamayız, içindekileri kolayca temizleyemeyiz. Bu nedenle dolaptaki anılarımız da çekmecedekiler gibi değillerdir.

Nitekim dolaptan daha ağır yükü olan başka bir mobilya daha var, o da sandık ya da kasa. “Güvenli” denildiği zaman aklımıza gelen sözcüklerden birisi anahtarlardır. Çünkü bu sözcük güçlü bir saklama imgelemi taşır. “Kasa hakkında bir antoloji yapılsaydı, ruhbilimle ilgili bir incelemenin geniş bir bölümünü oluştururdu. İşçinin elinden çıkan karmaşık bir mobilya, çok duyarlı bir gizleme gereksemesini, saklama zekasını sergiler.” Ancak kilitli olan her şey dikkat çeker. Kasa içerik olarak dolaba benzese de kilit söz konusu olduğunda farklı izlenimlere sahip oluruz. Bir odanın içinde dikkatimizi çeken bir kasa bizi heyecanlandırır. Üretim aşamasındaki işçiliğe baktığımızda ne bir çekmeceye benzer, ne de bir dolaba. Aslında çekmece gibi herkesin kolayca ulaşabileceği bir yerde de durmaz, bir dolap gibi ortada dursa da kimsenin ilgisini çekmez. Önemli olan kilitli bir mobilyaya sahip olmaktır, insanların ilgisini bu çeker. Tek sorun onun kilitli olmasıdır. Dolap kilitli değildir, bu nedenle dikkate değer değildir.

“Kasa” sözcüğünü içine kapanık bir varlık olarak da tanımlayabiliriz. Anahtarı kaybolmuş bir kasa. Böylelikle kasanın içindeki gizli hazineyle birlikte unutulmaya mahkûm olur. Bu hazine, bu sandığın veya kasanın sahibi için gerçek bir hazinedir. Ancak dikkatlerini çeken kimseler için bu kilitli mobilya hayali bir hazineden başka bir şey değildir. Aynı şekilde hafızamızdaki sandıkta sakladığımız hazineler bizim için gerçek hazinedir. Onları merak edenler için yalnızca birer gizem meselesidir. Gizem onlar için hayali hazinedir.

Bachelard, yazarların bize yani okuyucularına kendi kasalarının anahtarını sunduğunu iddia ediyor. Ancak burada sorulması gereken soru, bu kasanın tamamına erişme hakkına sahip olup olmadığımızdır. Yazar bize anahtarı veriyor ama kasayı açmamıza izin veriyor mu? Nasıl açılıyor? Yoksa bize yalnızca anahtarı vererek sadece merakımızı mı bastırıyor ve asıl olan nesneyi, kasayı kendine mi saklıyor?

Kasa imgesi tamamıyla muamma. Herkesin bir kasası veya sandığı var mıdır, olması gerekir mi? Binlerce kişinin katıldığı bir anket ele alalım. Bu insanlardan içinde mobilyalar olan bir oda çizmelerini isteyelim. Kaç kişi bir sandık çizmeyi aklına getirir. Ama aralarından çoğunun çekmeceleri olan bir masa veya dolap çizebileceklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü çekmeceler ve dolaplar imgesel olarak sosyal metaforlar olarak görülürler. Kasa tamamen farklıdır. Öznellik içerir. Mahremiyet ister, herkese açık değildir. Bununla birlikte, bir kasa kilitlendiği zaman tamamen başka bir nesneye, -belki bir çekmeceye dahi koyulabilen- bir eşyaya dönüşür. Bu noktada anahtar metaforu devreye girer. Kasa metaforu ve anahtar metaforu tek başlarına düşünülemezler. Aksi takdirde bir kasa “nesneleri saklayan bir nesneye” dönüşür. Bir kasa aynı zamanda açma isteği de içermelidir.

Kasanın içeriği bilinebilir mi? Tahmin edilebilir. “Kasanın içinde mücevherler ve değerli taşlar varsa, bu bir geçmiş demektir, uzun bir geçmiş, şairin romanlaştıracağı kuşaklar boyunca uzayıp giden bir geçmiş. Değerli taşlar aşktan söz edecektir kuşkusuz. Ama güçten de yazgıdan da. Bütün bunlar, bir anahtardan ve kilidinden o kadar büyüktür ki!” Bir kasanın görünürdeki boyutunun hiçbir önemi yoktur, onu açtığınız zaman içinin (hayali anlamda) çok geniş olduğunu göreceksiniz, dolaptan dahi daha geniş. Bachelard’ın Jean-Pierre Richard’dan alıntıladığı gibi: “Bir kasanın dibine hiçbir zaman ulaşamayız.”

“Mobilyayı açarız ve içinde bir ev keşfederiz. Kasanın içinde bir ev saklıdır. Kasanın içinde unutulmaz şeyler vardır, bizim için unutulmaz şeyler, ama bunlar, hazinelerinizi sunacağımız kimseler için de unutulmaz şeylerdir. Orada geçmiş, şimdi ve bir gelecek yoğunlaşmıştır. Ve böylelikle kasa, belleğimize girmeyecek kadar eskide kalmış şeylerin belleği haline gelir.”

Sonuç olarak mobilyalar imgesel anlamlara sahip olabilirler mi? Pekâlâ şairleri dinleyebilir ve hayal gücümüzün izlerini sürebiliriz. Mobilyalar zamanla eskirler. Çekmeceler bozulurlar, dolaplar yıpranırlar, sandıklar unutulurlar ama imgesel izleri sonsuza dek kalır.

KAYNAKÇA

  • BACHELARD, Gaston. La poétique de l’espace. 1961. Les Presses universitaires de France, 3e édition. (PDF) Sayfa : 100-116.
  • BACHELARD, Gaston. Mekânın Poetikası. çev. Aykut Derman. 1996. Kesit Yayıncılık. Sayfa : 96-110.

[1] La Poétique de l’espace: Mekânın Poetikası, Türkçe çev. Aykut Derman, 1996, Kesit Yayıncılık.


19 Şubat 2021

Nedim Samuel

Görsel telifi: https://www.drewpritchard.co.uk