Mirabeau Köprüsü, Ölümsüz Aşkın Sembolü

Şiir ve şair hakkında

Guillaume Apollinaire tarafından 1912 yılında kaleme alınan ve 1913 yılında Alcools adlı şiir kitabında yayımlanan Mirabeau Köprüsü adlı şiir, şairin Fransız figüratif ressam Marie Laurencin (1883-1956) ile olan ilişkisine duyduğu özlemi anlatır. G. Apollinaire bu şiiri biten bu ilişkinin son yılında yazmıştır. Şair, bu döneme ilişkin soyut anılarını açıklamaya çalışmaktadır. Köprünün altından akan su gibi zamanın da geçtiğini ve bu aşkın suyla birlikte aktığını söyler.

Polonyalı bir anne ve İtalyan bir babadan 1880 yılında Roma’da dünyaya gelen Guillaume Apollinaire Fransızca eğitim almış ve sonrasında 1902 yılında sanat ve edebiyat merkezi olan Paris’e yerleşmiş. 1907 yılında yaklaşık yedi yıl kadar süren bir ilişki yaşayacağı ressam Marie Laurencinile tanışmış. Bu dönemde ünlü ressam Pablo Picasso ile önemli bir arkadaşlık kurmuş. Ressamlarla olan sıkı münasebeti onu şiir ve resim sanatlarını bir araya getiren çalışmalar yapmaya itmiş. Bu çalışmalardan biri Fransız şiirine getirdiği bir yenilik olan resim ve şiirin birleşimidir. Bu biçimle yazılan bir şiir ya da edebi eser yapı olarak bir saat, bir masa, bir surat biçiminde görülmektedir. Esere baktığımızda bunun bir resim olduğunu görürüz fakat bu resmin çizgileri belirli bir düzenle yazılmış metinlerden oluşmaktadır. Şairin bu tarzda yazdığı belki de en bilinen eseri Eyfel Kulesi Kaligramıdır. Bu tarz şiirlerin bir arada olduğu Calligrammes adlı eseri ise 1918 yılında Mercure de France tarafından yayımlanmıştır. Ama sonraki dönemlerde bu tarzı devam ettiren yeni bir şair henüz çıkmamıştır.[1]

Şiirin biçimi ve gerçeğebenzerliği (vraisemblance)

Mirabeau Köprüsü, şiir biçimi bakımından dört ana dörtlükten ve dört tane de iki dizeli nakarattan oluşmaktadır. Dörtlükler görünüm itibarıyla birbirinin aynısıdır. Bu görünümü daha estetik yapmaktadır ve soyut olarak bize bir nehri anımsatır. Nakaratlar da nehir üzerindeki köprüyü temsil ediyor diyebiliriz. Çünkü şair resim ve şiir sanatını birlikte kullanmaktadır. Bu yüzden yazdığı şiirlere yalnızca edebi olarak bakmak yetmez, görsel olarak da bakmak gerekir. Dolayısıyla şiirin başka bir yere alıntısı yapılırken tahrif edilmesi önerilmez.

Diğer bir önemli konu ise noktalama işaretlerinin yokluğudur. Bunun sebebini G. Apollinaire’in ressamlarla özellikle sürrealistlerle yakın ilişki içinde olmasına bağlayabiliriz. Sürrealist akıma göre bilinçaltının alışılmış dilde iletilmesi zordur ve bilinçaltı kendini akıcı bir şekilde ifade etmek zorundadır. Noktalama işaretleri ise bu akışın önüne konulmuş ufak engeller gibi görülür. Bundan yola çıkarak bu şiirin bir bilinç akışını temsil ettiğini söyleyebiliriz.

Şiire adını veren Mirabeau Köprüsü 1893 ve 1896 yılları arasında Paris kent merkezinde Seine nehri üzerine inşa edilmiş gerçekte var olan tarihi bir köprüdür. Şair bu köprüde kendini yeniden bulur yani hapsolduğu o zamanın, o anın, o hadisenin gerçekleştiği yeri bize gösterir. Bugünkü gözle baktığımız zaman mimari yapı olarak köprü, değişen, gelişen ve makineleşen Paris kentinde akıp giden zamana karşı varlığını korumaya devam etmektedir.

Bu mekân, bu köprü, bu su, bu nehir bize ne demek istiyor?

Uzun zamandır uğramadığımız bir mekâna tekrar gittiğimizde anılar gözümüzün önünde yeniden şekillenir, hatıra gelir. Bu anılar, kaybolmayan, unutulmayan bir soyut imge olarak zihnimizde canlanırlar. Öyle ki günümüzde çoğu zaman biz insanlar sürekli geleceğe dair hayallerle, düşüncelerle meşgulüzdür. Burada ise geçmişte hapsolmuş birinin bize söylemek istediklerini anlamaya çalışacağız. Bu durum geçmişe takılıp kalmaktan ya da gelenekselce olmaktan ziyade belli bir zamanda yaşanmış bir hadisede kendini bulmak, kendini yeniden bulmak anlamına gelmelidir.

Köprü bir yerin göstergesidir ve G. Apollinaire bu yeri köprünün iki kıyısının iki insanı birbirine bağlayan aşkın simgesi olmasından dolayı seçmiştir. Veya daha spesifik düşünürsek, G. Apollinaire bu yere dair gerçek anılara sahiptir ve belki de M. Laurencin ile bu köprüde buluşuyorlardı.

“Köprü” sözcüğünün tekrarlanması ve “kollarımızdan köprü” ifadesinin kullanılması birer metafordur ve bize öpüşen iki insanı anımsatabilir.

Öte yandan, köprünün altından akan Seine nehri de önemlidir. İki kıyı ya da metaforik olarak iki insan arasında akan bu su, aşkın akışkanlığını, öpüşen bu iki insanın kalbindeki kanı simgeleyebilir. Aynı zamanda Seine nehri bize zamanın akışkanlığını da gösterir. Aynı anlam çemberinde kullanılan hareket bildiren “akmak”, “gitmek”, “geçmek” fiilleri de bize zamanın Seine nehrindeki su kadar hızlı aktığını bildirir.

Özneye gelince, o akıp giden zamana inat, olduğu yerde kalır. “Günler gider ben kalırım.” Bu noktada köprü imgesi sabit olanı simgeler. Şair köprünün yerini alır ve bu anın tutsağı olur. G. Apollinaire zamanı iki kısmı böler. Birisi olağan zaman yani köprünün üzerinden Seine nehrinin akmasını seyrettiği, anın akışına tanık olduğu zamandır. Diğeri de harcanan, geçip giden zaman yani köprüde kaldığı ve ortamın değiştiğine ama sabit kaldığına şahit olduğu zamandır. Bu iki zaman arasında kalan özne bir sonuca ya da bir antiteze ulaşır. Geçmişi hatırladığında acıların devam etmediğini ancak yaşamın ve neşenin acılardan sonra geldiğini fark eder. “Hatırlatmalı mıydı bana Neşenin geldiğini acıdan sonra.” Özne pişmanlığını dile getirmektedir. “Aşkta yoluna gider” söyleminin tekrarı bize durumu kabullenmek zorunda kaldığını gösteriyor.

Nakarata geldiğimizde şairin her dörtlükten sonra aynı sözleri dile getirdiğini görüyoruz. Bu durum bize yaşam döngüsünü anımsatıyor tıpkı zamanın aktığı Seine nehrindeki akan suyun döngüsü gibi, doğadaki suyun döngüsü gibi.

Dörtlükler arasına yerleştirilmiş bu nakaratlara biçimsel olarak baktığımızda, nakaratların, özellikle öznenin “ben kalırım” dediği yerlerde, köprünün ayaklarını temsil ettiğini belirtebiliriz. Köprünün ayakları suyun akışını yavaşlatır ve anıları ölümsüzleştirir. Bu akıp giden zamana tutunmuş birer rüya gibidirler.

Sonuç olarak

G. Apollinaire bu şiirle birlikte kendi duygularına ölümsüzlük bahşeder. Aşkını bu köprüye kilitler ama bu özgürlüğünü kısıtlamak anlamına gelmez. Şair, imgelerin gücünü kullanarak bu aşk duygusunun zaman içinde solup gitmesine izin vermez. Mirabeau köprüsünü, bu mekânı yaşanmış bir aşkın ölümsüz gücüne dönüştürür.

Öte yandan şair bize göstergeler arası bir yaklaşım da sunmaktadır ve resim ile edebiyatın çok güçlü göstergebilimsel imgeler üretebileceğini kanıtlar.


REFERANSLAR


[1] Guillaume Apollinaire hakkında detaylı bilgi için bkz: Necati Cumalı, İki Şair İki Dünya (İstanbul: Cumhuriyet Kitapları, 2009); ve ayrıca, Emine Kartal, Cemal Süreya’nın Guillaume Apollinaire çevirileri ve Cemal Süreya’nın şiirlerindeki Guillaume Apollinaire etkisi (istanbul Kültür Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2013).


Nedim Samuel

Mayıs 2021

Revize: Nisan 2022