Nicolas Boileau, Poetika Yazarı için Dersler

Antik zamanlardan günümüze kadar yazım ve özellikle edebi ya da sanatsal yazım üzerine birçok eser kaleme alınmıştır. Bu yazıda Nicolas Boileau’nun (1636-1711) eserini ele almamda sanatsal yazımın teknikleri alanında öncülerden olması ve yazdıklarının günümüzde halen geçerliliğini koruması etkili oldu. İfade ettiği biçimiyle, yazmayı sanata dönüştürenlerin yani Antik Yunan yazınının güzelliğini keşfetmesi, onu daha düzgün bir forma sokması ve onu takip etmesi eserini ön plana çıkarıyor. Bu da günümüz yazım sanatının nereden başladığını öğrenmemiz için güzel bir sebep. Peki bunu öğrenmek gerçekten önemli mi? Bunun cevabına eserden yaptığım alıntılar doğrultusunda ulaşacağız. Yine de günümüz sanat anlayışına uymayan birçok ögeye de rastlayacağız. Unutmamalıyız ki bir sanat eserini incelerken onu günümüz düşüncesine göre yargılamamalıyız. O dönemin şartlarını yani toplumun yapısını ve siyaset hayatını da dikkate almamız gerekiyor. Çünkü edebiyat toplumun bir aynasıdır ve bu aynada yansıyan görüntü siyasal ve toplumsal olaylarla da şekillenmektedir. Ayrıca o eserden sonra yaşanılmış ve yazılmış her şeyin o zamana dek olmadığını da aklımızdan çıkarmamalıyız.

Boileau’nun yaşadığı dönem on yedinci yüzyıl, diğer bir tabirle, Louis XIV (Güneş Kral) dönemi. Bu dönem Fransa medeniyeti tarihinde önemli bir yer tutar. Bir yandan Fransız milliyetçiliğinin oluşumunun ve Fransız dilinin güçlenmesine dair yapılan yeniliklerin temelleri bu dönemde atıldı. Diğer yandan tüm Avrupa milletlerini de etkilemiş olan 1789 Fransız devrimine götüren önemli olaylar bu dönemde filizlenmeye başladı. Fransız devrimi üzerine çalışma yapan bir kişi kesinlikle Louis XIV döneminde yaşanan olaylara göz atmalıdır.

Bu yüzyılın en önemli yapısı ise kuşkusuz Fransız Akademisinin kurulmasıdır. Bu akademi Fransız dilinin, biliminin ve kültürünün bir savunucusu ve geliştiricisi olmuştur. Böylelikle Hristiyanlığın etkisiyle büyük bir karanlık dönem yaşayan sanat, tamamen kaybolduğu Avrupa’da yeniden filizlenmeye başlamıştı. O dönemde halkın büyük çoğunluğu okuma yazma bilmiyordu. Birçok Latince ve Yunanca eser kilisenin tekelindeydi ve dolaylı olarak toplum kilise tarafından yönetiliyordu. Kendisi de bir din adamı olan Martin Luther ve Protestan devriminden sonra Hristiyanlık bölünmüştü. Hatta o zamanlarda, iki farklı kişi Hz. İsa’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak görülen Papalığa seçilmişti. Bu dönemdeki dinsel karışıklıklar devlet yönetiminin kilise otoritesinden biraz uzaklaşmasını sağladı ve daha beş yaşındayken tahta geçen Louis XIV yönetimiyle beraber oligarşiden monarşiye doğru değişen bir düzen baş göstermeye başladı. Louis XIV yetişkinliğe erişene dek devlet kardinal Jules Mazarin tarafından yönetildi ve Louis XIV için zemin oluşturuldu. Mazarin, her ne kadar bir din alimi olarak yetişmiş olsa da dini, siyasi bir araç olarak kullandı. Ayrıca bu dönemin temellerinin ise Mazarin’in hocası Richelieu tarafından atıldığını da bilmemiz gerekir. Kendisi sanata çok düşkün birisiydi ve Fransız Akademisinin kurulmasında öncülük etmişti. Nitekim XIX. yüzyılda, Alexandre Dumas kendisine eserinde kötü bir rol vermiştir.

Nicolas Boileau, avukat olan babasının ölümünden sonra eline geçen küçük bir servetin getirdiği imkanlar sayesinde yalnızca edebiyatla meşgul olmaya başlamıştı. Batı edebiyatı tarihinde classicisme (klasisizm) dönemi olarak adlandırdığımız dönemin en önemli yazarlarındandır çünkü kaleme aldığı ve bu yazıda incelediğim l’Art Poètique adlı eseri ondan sonra yayımlanacak klasik dönem eserlerinin bir şekilde kurallarını barındırmaktadır. Eserinde kendisinden bir yarım yüzyıl öncesi yazarlarının eserleriyle Antik Yunan yazarlarını kıyaslayan Boileau büyük eleştirilere de yer veriyor ve bir yandan dönemin kralı Louis XIV’e de övgüler sunmayı ihmal etmiyor. Bu sayede politikacıları da memnun ediyor ve daha sonraları sarayda tarih yazıcılığı görevini de üstleniyor.

Classicisme sözcüğü Latince kökenli birinci sınıf kategorisinde anlamına gelen classicus sözcüğünden gelmektedir. Aydınlanma çağına ve romantik döneme kadar olan eserlere klasik dönem eserleri adını verdiğimiz gibi -ki bunlar Antik Yunan yazınını temel alan eserlerdir- çok sevilen, unutulmayan ve her dönemde geçerli sayılabilecek birçok eser de klasik olarak adlandırılmaktadır. Bu eserlere klasik denmesinin sebebi büyük ihtimal birinci sınıf kategorisine kondukları içindir. Ancak bu eserler Antik Yunan sanatını temel almak zorunda değillerdir. Klasisizm akımından etkilenen yazarlar sadece belirli dönemlerde yaşamamışlardır, hatta günümüzde bile bu kuralları benimseyen yazarları bulabiliriz. Ama batı edebiyat ve sanat tarihinde dönemlere ayrılan edebiyat ve sanat akımları birbirlerine tepki olarak ortaya çıktıklarından dolayı belirli dönemlerde yoğunluk göstermişlerdir. Fransız klasik dönem yazarlarının önemli iki özelliği vardır. Bunların ilki Fransız dilinin temiz, açık ve seçkin bir şekilde kullanılmasıdır ve bundan dolayı Fransız Akademisi kurulmuştur. Diğer özellik ise Antik Yunan sanatının kurallarına bağlılıktır yani dengeli ve ölçülü bir biçimde aklın kurallarına uymaktır. Sanat eseri oluşturmadaki temel anlayış ise halkın ya da sanatseverin hoşuna gitmek ve onları yönlendirmektir. Örneğin, Molière, Tartuffe adlı eserinin girişinde komedi türü için halkın aynası ifadesini kullanmıştır. Hatta kendisi eserlerinde sadece halkla kalmamış, sarayın da bir aynasını yaratmıştır. Klasik dönemin hedefi toplumda yeni bir ahlaki eğilim de yaratmıştır. Buna ideal insan anlamına gelen honnête homme kavramı denmektedir. Bu kavram duygularını eğitebilen, eğitim görmüş ve mütevazi olan, anlayışlı ve güzel zevke sahip insanı tasvir eder.

Boileau eserine başlarken yazar sıfatını kazanmaya çalışan birinin önce Yunan ilham tanrılarından esinlenmesi gerektiğini söylüyor. İlham tanrılarından bahsederken edebiyatla uğraşanların aslında Antik Yunan eserlerine bakmalarını istiyor:

C’est en vain qu’au Parnasse un téméraire auteur
Pense de l’art des vers atteindre la hauteur.
S’il ne sent point du Ciel l’influence secrète,
Si son astre en naissant ne l’a formé poète,
Dans son génie étroit il est toujours captif ;

Pour lui Phébus est sourd, et Pégase est rétif.
                Ô vous donc qui, brûlant d’une ardeur périlleuse,
Courez du bel esprit la carrière épineuse,
N’allez pas sur des vers sans fruit vous consumer,
Ni prendre pour génie un amour de rimer ;

Parnasse’ta gözüpek bir yazar, boşuna

Şiir sanatında zirveye ulaşmayı kuruyor:

Eğer tanrının gizli esinini duymuyorsa hiç,

Eğer yıldızı onu doğarken şair yapmamışsa

Sürgit tutsaktır sınırlı dehası içinde:

Onun için Phébus sağır, Pégase dik kafalıdır.

Öyleyse, ey tehlikeli bir ateşle yanan,

Edebiyatçının dikenli mesleğine koşan siz,

Meyvesiz dizelerle tüketmeyin kendinizi,

Uyaklama aşkınızı da eşsiz bir yetenekmiş gibi görmeyin;

Parnasse Yunan mitolojisinde Apollon ve ilham perileri yani Musaların bulunduğu dağın adıdır. Yazarların toplandığı bir salon olarak varsaydığımızda Boileau’nun burada özelikle birinden ya da herhangi birinden bahsettiğini söyleyebiliriz. Yazma sanatında zirveye ulaşması için Phébus yani Yunan mitolojisinde şiir ve sanatın tanrısı olan Apollon ve Pégase yani ilham kaynağından faydalanması gerektiğini öğütlüyor.

Edebiyat yapmak zor bir meslek ve doğuştan gelen bir yeteneğe sahip değilseniz, düşünceleriniz sizi tutsak eder. Eğer bu zor yolda ilerlemek istiyorsanız tanrıların gizli esinini duymalı yani Antik Yunan eserlerini görmezden gelmemelisiniz. Eğer herhangi bir konuda uyak yapmaya çalışıyorsanız, uyaklar sağduyunuzla uyum içinde olmalıdır. Aklın ve sağduyunun eşliğinde yazmaya başlamalı ve onların yolundan devam etmeli.

Aimez donc la raison : que toujours vos écrits

Empruntent d’elle seule et leur lustre et leur prix.

(…)

Tout doit tendre au bon sens : mais, pour y parvenir,
Le chemin est glissant et pénible à tenir ;
Pour peu qu’on s’en écarte, aussitôt on se noie.
La raison pour marcher n’a souvent qu’une voie.

Öyleyse aklı sevin: yazılarınız tek

Ondan alsın ışıltısını ve değerini hep.

(…)

Her şey sağduyuya yönelmeli: ama ona ulaşmak için

Yol kaygan, ayakta durmak zordur;

Hemen boğulur insan, ondan azıcık ayrılınca,

Takdir genelde yürümek için yolu aklın.

Boileau yazıda işe yaramayan ayrıntılara yer verilmemesi gerektiğini ayrıca okuyucunun hoşuna gitmek için hep aynı tonda bir yazı yazılmamasını ve anlatım biçiminin sürekli değişmesi gerektiğini savunuyor. Yazar yolunu şaşırmamak için bunu yapmalı çünkü Boileau’ya göre böyle bir yazar, okuyucu tarafından beğenilecektir. Yazılan konu her ne olursa olsun değişken bir anlatımla anlatılırken aşırıya kaçılmamalı. En değersiz olanın bile bir değeri vardır. Abartıya yer verilmemelidir.

On ne vit plus en vers que pointes triviales ;

Le Parnasse parla le langage des halles ;

La licence à rimer alors n’eut plus de frein,

Apollon travesti devint un TABARIN.

Cette contagion infecta les provinces,

Du clerc et du bourgeois passa jusques aux princes.

Le plus mauvais plaisant eut ses approbateurs ;

(…)

Mais de ce style enfin la cour désabusée

Dédaigna de ces vers l’extravagance aisée,

Distingua le naïf du plat et du bouffon,

Artık dizelerde, kaba nüktelerdir sadece;

Parnasse, sebze halindekilerin diliyle konuşur,

İşte o zaman, uyaklama sanatı frenlemez;

Kılık değiştiren Apollon, bir Tabarin olup çıkar.

Bu bulaşıcı hastalık taşrayı sardı,

Kentsoyludan, din adamından, prenslere ulaştı:

En kötü şakayı bile çıktı alkışlayanlar;

(…)

Ama sonunda bu biçemden bıkan saray

Horladı bu dizelerdeki kolay zırvalığı.

Saf olanı, soytarı ve pohpohçudan ayırdetti.

Kaba nüktelerle yazılan eserler herkesin dilindeydi, hatta saraya bile girmişti. Bu kaba güldürü, kötü şakalar yapan kişileri Tabarin adlı Farslı komedyene benzetiyor Boileau. Yalnızca sarayın gerçek ve saf edebiyatı diğer kaba eserlerden ayırabildiğini dile getiriyor. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi saray mensubunu övüyor ve bu sayede sarayın gözünde kendisine iyi bir konum yaratıyor.

Boileau eserin birinci bölümünün devamında evvelki edebiyatçıların ve sanat türlerinin kısa bir tarihini veriyor. Villon, Marot ve Malherbe için övgüler yazıyor. Fransa’da, dizelerdeki kusursuz uyumu yakalayan biri olarak Malherbe’i gösteriyor ve yazarların onu örnek almalarını tavsiye ediyor.

Avant donc que d’écrire apprenez à penser.

Selon que notre idée est plus ou moins obscure,

L’expression la suit, ou moins nette, ou plus pure.

Ce que l’on conçoit bien s’énonce clairement,

Et les mots pour le dire arrivent aisément.

Öyleyse yazmadan önce düşünmeyi öğrenin.

Düşünceniz ne kadar karanlıksa ya da ne kadar aydınlık,

İfadeniz izler onu o kadar duru ya da bulanık.

İyi tasarlanan bir şey ifade edilir apaçık,

Ve bunu anlatmak için gerekli sözcükler akıverir kolayca.

Yazmaya başlamadan önce günümüzde de sıkça tavsiye edilen en önemli nokta elbette ne yazacağımızı iyice tartıp düşünmek ve en iyi konuyu belirleyip onu ifade etmeye başlamak. Boileau, bunu kitabın ilk bölümünde, nasıl yazılır konusunun ilk maddesi olarak ele almış. Bugün bile bir kurgu veya herhangi bir yazı yazmaya niyetlenmeden önce yapmamız gereken ilk aşama düşünmek ve araştırmaktır. Böylece çok iyi tasarlanan bir projeyi gerçek kılmak daha az zorlu olacaktır. Bir binanın yapım aşamasında tuğlaların rastgele dizilerek duvarların çıkılması ne kadar düzensiz olursa, rastgele yazmakla da bir düzen sağlayamazsınız. Önceden tuğlaları iyi seçmek ve duvarların nasıl örüleceğini tasarlamak gerekir. Eğer bu düzeni antik yazarlarla ilişkilendirmek istersek, klasisizmde yer alan kural ve düzen ilkelerini ele alabiliriz. Antik Yunan’da, edebiyat eserlerinde olduğu gibi, mimaride, şehir yapılanmasında, siyasi ve hukuk sisteminde vb. bir düzen söz konusudur. Bu düzenin sebebi yapılan her işte aklın yol gösterici olmasındandır.

Boileau kısa bir sürede, üstüne çok fazla düşünülmeden oluşturulan bir edebiyat eserinin yerine her detayının tek tek düşünülerek belirli bir zaman süreci sonunda ortaya çıkan bir edebiyat eserinin daha değerli olduğunu söylüyor. Bir eser ortaya çıkarılırken acele edilmemeli, üzerinde sürekli çalışılmalı ta ki en güzel sonucu elde edene dek. Birçok defa gözden geçirilmeli. Fazlalıklar atılmalı ve her şey yerli yerinde olmalı; giriş, gelişme ve sonuç uyum içinde sürmeli ve hepsi bir bütünü oluşturmalı.

Bir sanat eserinin en büyük eleştirmeni onu doğuran kişidir. Eğer yine de farklı kişilerin görüşlerini almak istiyorsanız, kendinize dostlar edineceksiniz. Peki bu dostlar Boileau’ya göre nasıl olmalıdırlar?

Faites-vous des amis prompts à vous censurer;

(…)

Mais sachez de l’ami discerner le flatteur:

(…)

Aimez qu’on vous conseille et non pas qu’on vous loue.

               Un flatteur aussitôt cherche à se récrier:

(…)

Ce terme est équivoque, il le faut éclaircir.

C’est ainsi que vous parle un ami véritable.

Sizi hırpalayıverecek dostlar edinin;

(…)

Ama dost ile dalkavuğu ayırmasını bilin.

(…)

Övülmenizi değil de size öğüt verilmesini sevin.

               Bir dalkavuk hayranlığını hemen haykıracak bir şey arar:

(…)

Şu terim anlaşılmıyor, onu aydınlatmak gerek.

İşte böyle konuşur sizinle gerçek bir dost.

Ancak yine de iyi bir dosta sahip olan iyi bir yazar tüm yaptıklarının doğru olduğunu düşünmemeli. İyi bir yazar iyi bir yazar olduğu için böbürlenmemeli. Şunu tekrar edelim: İyi bir yazar önce kendini savunma hakkına değil, kendini eleştirme yeteneğine sahip olmalıdır.

Ve dil… En tanrısal yazar bile iyi bir dile sahip değilse her zaman kötü bir yazar olacaktır. Boileau, kullanılan dilin -bu genel anlamda edebiyat yapan soylu kesimin kullandığı dil- çok iyi öğrenilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Daha önce belirttiğimiz gibi bu dönemde Fransız dilinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılıyor. Örneğin, öncesinde Latince ve Yunancadan doğrudan ya da türetilerek yeni sözcükler ekleniyordu ama bu durumun dili ağırlaştırdığına kanaat getirilmişti ve yüzyılın ortalarında Fransız Akademisinin çalışmaları ile yalın bir Fransızca oluşturma süreci başlatıldı.

 (…) ainsi qu’en sots auteurs,

Notre siècle est fertile en sots admirateurs;

Et, sans ceux que fournit la ville et la province,

Il en est chez le duc, il en est chez le prince.

L’ouvrage le plus plat a, chez les courtisans,

De tout temps rencontré de zélés partisans;

Et, pour finir enfin par un trait de satire,

Un sot trouve toujours un plus sot qui l’admire.

(…) budala yazarlar ne denli çoksa,

Kaynamaktadır yüzyılımız aptal hayranlarla.

Üstelik, kentin ve taşranın yetiştirdikleri olmasa

Dükün ve prensin yanındakiler yeter.

Saraylılar nezdinde, en yavan eser bile

Çılgın taraftarlar bulmuştur her zaman;

Ve sonlandırmak için bir tutam yergiyle ilk bölümü, diyelim:

Budala, her zaman bulur, kendine hayran daha da budala birini.

Boileau birinci bölümün sonunu günümüzde de geçerliliğini koruyan güzel bir hicivle tamamlıyor. Yüzyılımızda aptal hayranlar kaynıyor derken dolaylı yoldan yazarları eleştirmektedir. Eğer yazarlar gerçek edebiyatın peşinden gitmezlerse aksine bir bakıma gerçek şan veya gerçek maddi gücün peşindelerse, bunu kesinlikle bulacaklardır ama aslında bahsettiği bu yazarlar gerçek edebiyatın her zaman dışında kalacaklardır. Gerçek edebiyat kendisine bir yandaş aramaz, kendisinin aptal hayranları yoktur ve politikayı arkasına almaz. Nihayetinde iyi bir yazar iki bin beş yüz yıl sonra bile güncelliğini koruyabilen yazardır.

İkinci bölümde yine bir klasik dönem şairi olan Ronsard üzerinden eleştiriye devam ediyor. Şiir türlerinin[1] yazımında -bu türlerde eser veren Yunan ve Latin şairlerden[2] örnekler vererek- bayağılaşmadan nasıl uzak kalınarak ustaca eserler ortaya çıkarılacağını anlatıyor. Onların -Yunan ve Latin şairlerin- dizelerinin birer birer incelenmesi gerektiğini belirtiyor. Bu şairleri birer usta olarak görüyor ve (Boileau ile anılan) en iyi yergi/hiciv yazarı Régnier’in (Mathurin) ise onların en iyi öğrencisi olduğunu söylüyor.

Juvénal, élevé dans les cris de l’école,

Poussa jusqu’à l’excès sa mordante hyperbole.

Ses ouvrages, tout pleins d’affreuses vérités;

Etincellent pourtant de sublimes beautés;

Okul bağırışları arasında yetişmiş olan Juvénal,

Isırıcı abartmasını aşırılığa vardırdı.

Korkunç gerçeklerle dopdolu yapıtları,

Yüze güzellikler saçar yine de

Klasisizmde yer alan bir diğer önemli nokta, işlenen konuların gerçekliğe aykırı olmamasıdır. Gerçeğebenzerlik (vraisemblance) kavramı eserde ve karakterde gerçek olay ve kişilerden yararlanılmasını gerektirmektedir. Bu durumda ister kurgu olsun ister birebir olay olsun gerçekle ilişkili olmalıdır. Bu gerçeklik bazen Antikite (Antik Dönem) yazarlarından öykünse de çoğu zaman çağa uygun olay ve karakterlerde söz konusu olabilmektedir. Bunu Balzac’ın eserlerinde hatta günümüzdeki eserlerde bile görebiliriz fakat mistisizm ve parapsikolojinin yayılmasından itibaren günümüzde bu kavram farklı bir anlam kazanmaya başlamıştır.[3] Ancak kavramı, bu yazıda söz konusu eserin yazıldığı zamana göre yani on yedinci yüzyıl toplumunun düşüncesine göre ele almalıyız. Örneğin, Boileau’nun döneminde yaşamış bir başka önemli oyun yazarı Molière dönemin insan ve toplumuna özgü gerçekliği eserlerinde yansıtmıştır.

Eğer bir yergi kaleme alıyorsanız utanmamalı, yazdığınız sözcüklerin arkasında durmalı ve onları her zaman savunabilmelisiniz çünkü örnek alınması gereken Latin bir yazar (Latince yazan) sözcüklerde namus aramazdı. Yine de okuyucu saygı görmek ister ve bunun için temiz ruhlu bir dil kullanımını da devam ettirmek çok önemlidir.

Boileau, üçüncü bölümde Yunan edebiyatı tragedya yazarlarını[4] överek ve onlardan yola çıkarak yazıda sadeliğin, uyumun, akıcılığın ve yine gerçekliğin önemini dile getiriyor.

Que dès les premiers vers l’action préparée

Sans peine du sujet aplanisse l’entrée.

Je me ris d’un acteur qui, lent s’exprimer,

De ce qu’il veut d’abord ne sait pas m’informer.

Et qui, débrouillant mal une pénible intrigue,

D’un divertissement me fait une fatigue.

(…)

Le sujet n’est jamais assez tôt expliqué.

               Que le lieu de la scène y soit fixe et marqué.

(…)

Qu’en un lieu, qu’en un jour, un seul fait accompli

               Yola daha ilk dizelerde çıkan eyleyi[5]

Kolayca düzlesin konuya girişi.

Gülerim ben, kendini ifadede ağır davranan

Bana istediğini aktaramayan,

Bir de altından kalkamayıp zor bir düğümün

Bir eğlenceyi benim için sıkıntıya dönüştüren bir yazara.

(…)

Açıklansın konu tam zamanında ne geç ne de erken.

               Olayın yeri sabit ve belirli olsun.

(…)

Tek bir yerde, tek bir günde, tek bir olay olsun

Eserin sade ve uyumlu olması gerekir ve ayrıca konu, zekanın sınırlarını aşmamalıdır ve gerçeklik olduğu gibi aktarılmalıdır. Anlatılanlar okuyucunun kafasını karıştırmamalıdır. Yazar, Antik dönem tiyatro eserlerinde uyulan üç birlik kuralını[6] takip etmelidir. Yalnız bu kural (oynanmak için yazılan eserlerde) o dönemde anlatılmak istenen bir düşüncenin en sade şekilde aktarılması için uygundu fakat bugün farklı anlatım biçimleri mevcuttur.

Eserinizle okuyucunun/izleyicinin gözünde hoşa gitmek istiyorsanız bir diğer önemli konu karakteri en iyi biçimde oluşturmaktır. Bir karakter her şeyiyle özgün ve uyumlu olmalıdır. Yanlışları da yaptığı yücelikler kadar önemli görülen, tam anlamıyla tanrısal bir karakter yaratmalısınız. Karakterin aksiyonu da ilgi uyandırmalıdır ve kaba heyecanlara/maceralara çok fazla yer verilmemelidir. Üstelik bu karakter dönemin erdemli insan[7] kavramına da uymak zorundadır. Eğer sevilen karakterler varsa bunlardan kolay kolay vazgeçilmemelidir (öldürülmemelidir). Aksiyonu zinde tutmak öncelikli hedeftir. Kısacası okuyucunun hoşuna gitmek için, ona dokunacak ne varsa[8] yakalamalı ve karaktere yansıtmalısınız. Ama iyi bir karaktere sahip iyi bir eser için tabii ki zaman ayırmak ve ilgilenmek gerekir yani geçici bir hevesle böyle güç bir işe kalkışılmamalıdır.

Conservez à chacun son propre caractère.

Des siècles, des pays, étudiez les moeurs.

(…)

D’un nouveau personnage inventez-vous l’idée?

Qu’en tout avec soi-même il se montre d’accord,

Souvent, sans y penser, un écrivain qui s’aime,

Forme tous ses héros semblables à soi-même.

(…)

Voulez-vous longtemps plaire, et jamais ne lasser?

Faites choix d’un, héros propre à m’intéresser

En valeur éclatant, en vertus magnifique:

Qu’en lui, jusqu’aux défauts, tout se montre héroïque;

Que ses faits surprenants soient dignes d’être ouïs;

(…)

On dirait que pour plaire, instruit par la nature.

Kimsenin karakterini değiştirmeyin

Çağları, ülkeleri, gelenekleri inceleyin,

(…)

Yeni bir kişi mi yaratacaksınız?

Her şeyle kendisi arasında uyumlu olsun

Kendine aşık bir yazar genellikle düşünmeden

Tüm kahramanlarını kendine benzetir.

(…)

Uzun süre hoşa gitmek, bıkılmayan biri mi olmak istiyorsunuz?

Beni ilgilendirecek has bir kahraman seçin, değerce parlak, erdemce görkemli olsun:

Hatalarına varıncaya dek her şey kahramanca görünsün:

Yaptığı şaşırtıcı şeyler dinlemeye değsin;

(…)

Öğütse, al sana: hoşa gitmek için doğaya bak.

İnsan bir uğraş üzerine çok çalışıyorsa ve bunu gerçekten severek yapıyorsa ona tüm ilgisini ve tüm vaktini vermeli. Yeteneğimizin hangi sanat dalı üzerinde etkili olduğunu bilmeliyiz. Yazmak istiyorsak bunu en iyi şekilde yapmalıyız, öte yandan orta derecede bir yazar olacağımıza bu işi hiç yapmamalıyız daha iyi. Her sanat alanında farklı dereceler vardır ama yazma sanatında kötüye giden bir sıralama yoktur. Soğuk yazar demek iğrenç yazar demektir. Eğer bir insanın yeteneği onu başka alanda ustalaştırıyorsa bu yönde kendini ilerletmesi gerekir. Kötü bir doktordan iyi bir mimar olabilir.

Boileau kitabının son bölümünde yazar olmak isteyenler için öğütler vermeye devam ediyor. Daha önce de belirttiği gibi sağlam bir eleştirmene ve dosta sahip olmak önemli. Öncelikle bunun için eleştirilmeyi göze almak gerekiyor. Boileau’ya göre herkesi dinlemeli, bıkmadan danışmalı, esnek olmalı ve düzeltmesini de bilmeliyiz. Akıllı bir eleştirmen eserden ders almayı bilir, bu yüzden sağlam ve saygıdeğer eleştirmenler bulmak çok önemlidir. Yine bunun için de kendimizi tamamen yazmaya odaklamamalıyız. Güvenilir biri olup dostluk konularına da zaman ayırmalıyız. Kitabın içinde sevimli biri olmak yetmez, görüşmeyi ve yaşamayı da bilmeliyiz. Şan için uğraşıyor ve sonunda iğrenç bir kazanç etmek uğruna sanatı kullanıyorsak erdemli biri sayılmayız.

Mais je ne puis souffrir ces auteurs renommés,

Qui, dégoûtés de gloire et d’argent affamés,

Mettent leur Apollon aux gages d’un libraire,

Et font d’un art divin un métier mercenaire.

Ama üne doymuş, paraya aç

Yeteneğini yayıncıya teslim etmiş

Tanrısal sanat bir kazanç kapısı yapmış

Şu ünlü yazarlara da katlanamam.

Kitap her ne kadar eleştirilerle dolu olsa da toplamda 1090 satırdan oluşan eserin son bölümü olan dördüncü bölümde eleştirdiği yazarların öfkesini üstüne çekmemek adına orta yolu buluyor. Louis XIV için en önemli övgüyü yine bu bölümde yapıyor. Hem güzel sanatların hem de yazma sanatının geleceğini düşünerek bu aydınlık prensin güzel sanatlara sahip çıkmasını ve değerli olanın değerinin hiçbir zaman eksilmemesini diliyor.

Sonuç olarak böyle bir eser günümüz dünya eleştirisinin nereden filizlenip geldiğini anlamamız için güzel bir çalışma örneği sunuyor. Boileau’nun bile böyle bir eseri yazarken, klasisizmin kurallarını uyguladığına şahit olmak ise başka bir deneyim. Bugün yazma sanatının incelikleri çok derinlere inmiş olsa da edebiyatın ebedi eserleri bu derinliklerde parıldıyorlar ve yeni eserlerin yolunu aydınlatıyorlar. Boileau gibi biz de güzel sanatlara değer verecek prenslerin hep var olmasını ve edebiyatın değerinin hiçbir zaman eksilmemesini diliyoruz.


NOTLAR:

  •   İncelemede yer alan tüm Türkçe çeviriler Mustafa Durak’a aittir.

[1] bkz.: eglog (églogue); idil (idylle); eleji (élégie); od (ode); sone (sonnet); epigram/nükte (epigramme); madrigal; rondo (rondeau); balad (ballade)

[2] bkz.: Teokritos; Vergilius; Tibullus; Ovidius; Horatius; Juvenal

[3] bkz.: E. A. Poe, H. P. Lovecraft

[4] bkz.: Aiskhylos (Eschyle), Sophokles

[5] Eyleyi: olay, aksiyon

[6] Bir mekânda ve bir zamanda yalnızca bir olay anlatılarak yazılan eser.

[7] Honnête homme

[8] bkz.: görgü, uyarlık, bienséance


Nedim Samuel

Mayıs 2019

Revize: Ocak 2022